İstanbul sözleşmesi Macaristan'da Neden Kabul Görmedi

2011'de imzaya açılıp, Macaristan'da karşılık bulamayan İstanbul Sözleşmesini neden kabul görülmediğine ilişkin detayları yazdı. Budapeşte Hükümetinin bu sözleşmeye sıcak bakmayışının arkasında LGBT tutumu yer alıyor.

İstanbul sözleşmesi Macaristan'da Neden Kabul Görmedi

Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Komitesi tarafından

7 Nisan 2011 tarihinde Strazburg’da onaylanan ve tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve

Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Macaristan'da karşılık bulmadı.

Bunun sebebiyse cinsiyet eşitliği konularında Macar hükümetinin LGBT kanadına destek vermesi oldu.

İSTANBUL SÖZLŞEMESİ MACARİSTAN'DA NEDEN KARŞILIK GÖRMEDİ


Macaristan parlamentosu, İstanbul Sözleşmesi karşıtı deklarasyonu kabul etti.

Peki bu ne anlama geliyor?

İstanbul Sözleşmesi Avrupa Konseyi tarafından 2011’de imzaya açılmıştı.
Macaristan hükümeti de 2014 yılında bu sözleşmeyi imzalamış ancak parlamentonun onayına sunulmamıştı.

Macaristan’da koalisyon ortağı Hristiyan Demokratlar, hükümete “sözleşmeyi onaylamayın” diye çağrıda bulundu,

bu çağrısını da bir deklarasyonla meclise sundu.


İşte o deklarasyon parlamentoda kabul edildi.

Macaristan’da başbakan Victor Orban, Macar Yurttaş Birliği partisinin lideri.


Koalisyon ortakları ise Hristiyan demokratlar.


İstanbul sözleşmesinin meclisten geçmesine karşı çıkıyorlar ancak iktidar böyle düşünürken, muhalefetin tavrı tamamen farklı.

Muhalefet kadın hakları konusunda endişeli, kadına şiddetin arttığından ve hükümetin

buna engel olamadığından yakınıyor bu nedenle sözleşmenin yürürlüğe girmesini savunuyor.
İktidar ise “kadına şiddet sorununu uluslararası sözleşmeler yerine kendi iç bünyemizde,

kendi kanunlarımızla çözebiliriz” diyor.

Muhalefet kanadındaki 3 partiden özellikle kadın milletvekilleri, parlamentodaki oturum öncesi

ve sonrasında protesto düzenledi. Muhalif vekiller, İstanbul sözleşmesine karşı çıkan deklarasyonun kabul edilmesini kınadılar.

Macaristan’da Hristiyan demokratlar sözleşmeye neden tepkili?


Bunun iki sebebi var.


Birincisi cinsiyet meselesi yani LGBT’yi destekleyen maddeler.


Hristiyan Demokratlar, aile yapısını bozuyor diye buna şiddetle karşı çıkıyor.


Aslında bu sadece Macar muhafazakarlarla sınırlı değil,

Almanya’da da durum aynı hatta İngiltere’de de. Sözleşmenin dışındaki ülkelerden

ABD’de Trump’ın en büyük destekçisi olan Evanjelistlerin de bu tarz girişimlere karşı sert tepkileri oluyor.

İkinci nedene gelince, o da Macaristan’ın göç politikalarıyla alakalı.


İstanbul sözleşmesindeki bir maddede cinsiyet üzerinden iltica hakkı tanıyan bir hüküm var.


İşte Macarlar, asıl bu konuya fena halde takıldılar.


Çünkü o madde, aile içi şiddet mağdurlarıyla cinsel tercihleri nedeniyle mağdur olanlara iltica hakkı veriyor.

Yani mesele sadece Macaristan’da eşcinsellere destek verilmesi değil bir başka ülkedeki eşcinsellere de kapının açılıyor olması.


Macaristan’da Hristiyan demokratlar, “ülkenin göç politikalarına kesinlikle karşı bir durum oluşturuyor” diye sözleşmeyi reddediyorlar.


Deklarasyonu da daha ziyade göçle alakalalı bu konu üzerine inşa etmişler.

Macaristan’ın 2015’teki Suriyelilere yönelik tavrı çok sertti. Sınırlar kapatılmış, göçmenler günlerce kapıların önünde bekletilmişti.


Kucağında çocuğunu taşıyan Suriyeli babaya çelme takan da Macar bir kadın kameramandı.

Sonrasında Macar hükümeti göç konusundaki en ağır tedbirleri uygulamaya aldı bu konuda da büyük bir mücadele veriyor.

Türkiye’nin Suriyeliler konusunda desteklenmesini de AB içerisinde en çok dile getiren ülke.


İstanbul Sözleşmesinde eşcinsellere tanınan iltica hakkı,

ülkesinde savaş şartlarında dahi göçmen görmek istemeyen Macaristan’ın canını fena halde sıkıyor.

Rezil Tehlike: İstanbul Sözleşmesi

Bismillâhirrahmânirrahîm;

SÖMÜRGECİLER, özellikle Çanakkale ve Kût-ul Amâre yenilgilerinden sonra, Müslümanları savaş meydanlarında yenemeyeceklerini iyice anladılar.

Başka usuller denemeye giriştiler. İslâm’ın içeriğini boşaltma, kültürümüzü yok etme, ekini ve nesli bozma gibi yöntemler bunlar arasında.

Müslümanları güçlü ve dinamik tutan aile kurumunu çökertme planları yaptılar. Sağlam aile yapımızı bozarlarsa Türkiye’yi çökerteceklerini düşündüler.

Değerlerinin kıymetini bilmeyen Türkiye toplumu 2 asırdır Avrupa sevdasıyla(!) yanıp tutuşuyor. İktidarların

AB uğruna vermeyecekleri taviz yok. Kadın tacizleri ve aile içi şiddetin konuşulduğu bir atmosferde,

Avrupa Konseyi Türkiye’ye, “Kadına Yönelik Şiddet; Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair” bir sözleşme dayattı. Hükümet bunu AB’ye tam üyelik hazırlığı olarak gördü.


 
Konu kamuoyunda tartışmaya açılmadı. Başbakanlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı halkı aydınlatmadı.

Meclis’te milletvekillerinden bir itiraz duymadık. Nasıl bir oldu-bittiye getirildiyse bu vahim proje İstanbul Sözleşmesi adıyla 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

Aile içi şiddetin önlenmesi işin bahanesiydi. İstanbul Sözleşmesi’nin hemen ardından eşcinsellerin önünü açan

LGBTİ Derneği’nin kurulmasına izin verildi.  Hatta erkek erkeğe iki kişinin yaptığı evlilik TV’lerde haber oldu.

Ne oluyordu? Dünyaya öncülük yapmış bir ülke nereye götürülmek isteniyordu? Aile yapımızı dinamitlemek için yapılan bu rezillikler

Türkiye’de nasıl yer bulabiliyordu? Ülkeyi tehdit edebilecek ölçüde büyük bir tehlike ne kadar da hızlı bir el çabukluğuyla yürürlüğe girmişti?

EĞİTİME EL ATTILAR


SÖZ konusu sapkınlık Millî Eğitim Bakanlığı kullanılarak yürütüldü. 2014 - 2016 yıllarında Orta Öğretim Genel Müdürlüğü organizesiyle 10 ayrı ilde,

liselerin 11. ve 12. sınıf öğrencilerine “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi (ETCEP)” başlığıyla seminer konusu olarak sunuldu. “

Yeniden Yazmaya Var mısın?” sloganıyla gençler tahrik edildi.


 
Projenin etkisiyle, o günlerde ODTÜ’de tuvaletler, soyunma odaları kız erkek müşterek olsun, talepleri seslendirildi.

Uygulamalar kamuoyunda büyük tepkilerin oluşmasına yol açtı.

Bu sebeple Millî Eğitim Bakanlığı, projenin uygulamasını durdurdu.

Daha sonra, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi Türk Tabipler Birliği (TTB) kanalıyla yürütülmeye çalışıldı. Kendi personeline

, bazı kurumların çalışanlarına, toplumun farklı kesimlerine konferans ve seminerler verdiler. Yine tepkiler oluştu. Bu yüzden proje askıya alınmak zorunda kaldı.

İstanbul Sözleşmesi’nde Roma ve Cenevre anlaşmaları esas alınmış; kararlar AİHM ve BM içtihatları ölçü kabul edilerek hazırlanmıştır.

Sözleşmenin 12/1. maddesinde “Kadın ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin

ve diğer uygulamaların kökünün kazınmasını amaçladığı” anlatılmaktadır. Buradaki “diğer uygulamalar”dan maksadın İslâm dininin kuralları olduğu bellidir.

Proje, Türkiye’nin insanlığa örnek olan sağlam aile yapısını yıkmayı, İslâm’ın aile anlayışını devre dışı bırakmayı amaçlamaktadır.

Vahim süreç bir an önce durdurulmalı; İstanbul Sözleşmesi iptal edilmelidir. Türkiye, kendi eliyle geleceğini tehlikeye atma yanlışından kurtarılmalıdır.

ÇÖZÜM KENDİ İÇİMİZDE


TOPLULUK olan yerde problem bitmez. Türkiye, sosyal ve kültürel problemlerini kendi şartları içinde çözümler aramalıdır.

Her işimize burnunu sokan AB’ye haddi bildirilmeli; özellikle aile ve sosyal konulardaki müdahalesi önlenmelidir.

Bunlar milletimize özgü özelliklerdir. Bu konudaki kararları bu ülkede yaşayanlar vermeli; mahremiyetimize leke sürülmemelidir

. İstanbul Sözleşmesi Batı’nın toplum yapısı ve hayat anlayışıyla şekillenmiştir. Türkiye toplumu Batı’dan farklıdır.

Huzur ve barışımız için bazı konularda Batılılarla işbirliği yapılabilir; fakat kimliğimizden taviz veremeyiz. Biz,

Batı’dakinden daha özgün, insanî değerlerle iç içe, manevî zenginliği olan bir aile ve toplum anlayışına sahibiz.

İstanbul Sözleşmesi esas alınarak, “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair

” 6284 sayılı kanun 30 Eylül 2014’te yürürlüğe girdi. Kanunlar yabancı etkilerden arındırılmalı;

yüzde yüz toplum yapımıza uygunluğu sağlanmalıdır. TBMM, “İstanbul Sözleşmesi”ni yeniden ele almalı,

Türkiye’yi bu büyük yanlışlıktan kurtarmalıdır. Yanlış uygulamaların toplum yapımızı çürüttüğü,

bizi biz olmaktan çıkarma noktasına getirdiği hepimizce bilinmektedir.

En son, Cumhurbaşkanı Beştepe’deki “Aile Şurası”nda şu yakınmalarda bulunmuştu:

“Nikâh akdinin değersizleştirildiği, evlilik dışı ilişkilerin normal sayıldığı, boşanmaların adeta teşvik edildiği sancılı bir süreçle karşı karşıyayız.”

(02.05.2019) Bunlar hepimizin yaşadığı acı gerçekler! İktidar yakınmaz; icraat yapar. Bizim Cumhurbaşkanı ve TBMM’den istediğimiz,

Türkiye’nin savaşsız teslim alınmak istendiği “Zina Yasası” ve “İstanbul Sözleşmesi”nin yürürlükten kaldırılmasıdır.   

Güncelleme Tarihi: 08 Mayıs 2020, 21:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER