Memur Sen Genel Başkanından ve MEB'in Son Müsteşarından Ziya SELÇUK'a Tepki

Ali Yalçın , başta Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK olmak üzere Köy Enstitüleri ile ilgili methiye ve minnet duyanları kendi gözlerinde bir eziklik olarak gördüklerine dair yorumu ile eleştirdi.MEB'in son Müsteşarı Yusuf Tekin'den ,Bakan Ziya Selçuk'a eleştiri.

Memur Sen Genel Başkanından ve  MEB'in Son Müsteşarından Ziya SELÇUK'a Tepki

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Köy Enstitüsülerinin kuruluş yıl dönemi olan

17 Nisan tarihi nedeniyle twiteer adresinden  "yaparak , yaşayarak güçlüklerle başa çıkmayı

öğreten bir eğitim anlayışı sunan Köy Enstitüsü modeli her türlü siyasi tartışmanın dışında, ortaya koyduğu pedagojik

yaklaşımla iz bırakmıştır. Kuruluşunun 80. yılında emeği geçenlere rahmet ve minnetle…

" paylaşımıyla emeği geçenleri rahmet ve minnetle anmıştı.

BU twit sonra MEB'in son müsteşarı Yusuf Tekin'de "Her yıl 17 Nisan geldiğinde, tepeden inmeci modernleştiricilerde

Köy Enstitüsü sevdasını dillendirme modası ortaya çıkıyor. " şeklinde bir açıklama yaprak bir eleştiri getirmişti. 

Köy Enstitülerine dair bir eleştiride Eğitim Bir Sen ve Memur Sen Başkanı Ali Yalçın'dan geldi.

Genel Başkan Ali Yalçın Necip Fazıl Kısakürek'in Köy Enstitülerine dair sözünü paylaraşarak

Köy Enstütülerine methiyler dizmek ve aşırı minnet duymak gib bir ezikliğimiz olmadı ve olmayacak diyerek paylaşım yaptı .

Ali Yalçın'ın  O Tweeti.

Üstad Necip Fazıl’ın “Anadolu çocuğunun ruh mezbahasıdır” diye nitelediği, amacın;

‘komünist anlayışın kurulması için girişilen bir hareket’ olduğunu kaydettiği ‘Köy Enstitüleri’ni göklere çıkarmak,

methiyeler dizmek ve aşırı minnet duymak gibi bir ezikliğimiz olmadı/olmayacak.

Bu paylaşım bir nevi başta Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk olmak üzere  Köy Enstitülerine dair minnet duyanları,

kendi gözlerinde bir eziklik olarak gördüklerine dair  bir beyan olmuştur.

İşte O Paylaşımlar.

Milli Eğitim Bakanlığının son Müsteşarı ve şu an Hacı Bayram Üniversitesi Reftörü olan Prof.Dr.Yusuf Tekin ,

Bakan Ziya Selçuk'un Köy Enstiitüsülerinin 80. yıl kuruluşu  nedeniyle atmış olduğu

 "Yaparak, yaşayarak güçlüklerle başa çıkmayı öğreten bir eğitim anlayışı sunan Köy Enstitüsü modeli her türlü siyasi

tartışmanın dışında, ortaya koyduğu pedagojik yaklaşımla iz bırakmıştır. Kuruluşunun 80. yılında emeği geçenlere rahmet ve minnetle…

" tebrik mesajı sonrası  twitter adresinde  "Her yıl 17 Nisan geldiğinde, tepeden inmeci modernleştiricilerde

Köy Enstitüsü sevdasını dillendirme modası ortaya çıkıyor. Bu sevdada olanlara sadece iki cümle, biri Köy

Estitülerinin kurucusu İ. H. Tonguç’un oğlu Engin Tonguç’un cümlesi: “Köy Enstitüleri sistemi, başlı başına

ne bir okuma-yazma kampanyası, ne de köy kalkınması problemi, ne de bir öğretmen yetiştirme çabası,

ne bir okul yapma girişimi idi. Temel amacı bakımından, tarih şartlarının hazırladığı bir imkândan yararlanarak

iktidara katılıp elde edilen yürütme gücü ile emekçi sınıfları bilinçlendirmek ve devrimsel süreci hızlandırmak için

girişilmiş bir devrim stratejisi ve taktiği idi. Diğer örnek İnönü’nün Demokrat Parti kurulurken

Bayar’a izin verme şartı olarak koyduğu “Köy Enstitüleri ile uğraşmayacaksın” şartı

.”Bu iki cümle Köy Enstitülerinin ideolojik kaygılarla kurulduğunu ve 17 Nisan’da aşklarını dile getirme

zorunluluğu hissedenlerin de “ideolojik eğitim” özentisi içinde olduklarını göstermeye yetiyor sanırım.

Amerikalılar kapattı iddiası için de bu kurumların fikir babası John Dewey Erzurum’lu mu idi diye sorasım geliyor. "

  diyerek Köy Enstitülerini eleştiren bir mesaj yayınladı .

Köy Enstitüsü bir efsanedir gidiyor. Bilmeyenlerde bir şey zannediyor.

Türkiye'de 1940'lı yıllarda Milli Şef taraftarlarının marksist ideolojisinin köylerde propaganda projesi olarak ortaya çıkarılmış,

yüksek düzeyde bir faydasının olmadığını okulları kuranlar da kısa sürede görmüştür. Bu yüzden 10 sene geçmeden ideolojik amaçlı kurulan bu okullar etkinliğini kaybetmişlerdir.

Köy Enstitüleri eğitimde uyguladığı metotlarla yenilikçi ve Amerikancı, zihniyet ve anlayış olarak marksist ve sosyalist anlayışlıdır.  

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel zamanında tecrübe edilmiş bir eğitim modelidir.  


1940'lı yılların Milli Şef Rejimi'nin ileri gelenleri tasavvur ettikleri hayat tarzları ve gelecek ümitleriyle paralellik arzeden

yeni nesiller yetiştirmek istiyorlardı. Ancak bunun için yaygın bir eğitim sistemine ihtiyaçları vardı. Köy Enstitüsü eğitim ve köyler için yeni bir proje olarak ileri sürüldü.


Devrin Milli Eğitim Bakanı H. Ali Yücel'e göre, bu öğretmenler ‘Türk inkılabının esaslarını' köylere götüreceklerdi.

Köy Enstitüleri Kanunu 1940 yılında Meclis'te 248 milletvekilinin reyiyle kabul edilmişti.

146 milletvekilinin oylamaya katılmaması ise Kanun'u zararlı gören mebusların gizli bir muhalefeti olarak yorumlanabilir.

1940’lara gelinmesine rağmen Türkiye’de hâlâ nüfusun dörtte üçü köylerde yaşıyor ve

ülkede okuma-yazma bilenlerin oranı yüzde yirmiyi geçmiyordu. Köylerin ezici bir çoğunluğunda öğretmen yoktu.

Köylere gönderilen kentli öğretmenler buralarda birkaç ay kalıp ilk fırsatta kaçıyorlardı.

İşte kurulması planlanan Köy Enstitülerinin buna da çare olacağı düşünülüyordu.

Enstitülerde eğitilecek köy öğretmenlerinin köyler dışında öğretmenlik yapmaları fiilen engelleneceğinden,

köyü terk etme şansları da ortadan kaldırılmış olacaktı.  Nitekim ogretmen okulu mezunları köylerde de uzun süre durmazdı. 

Bir yolunu bulur şehre kaçardı. Lakin halkın büyük çoğunluğu köylerde yaşardı. Bir anlamda köylerde görev yapacak eğitmenler için bir adım olmuştur.  

Belkide en faydalı yönü bu olmuş. Öte yandan resmi ideoloji temsilcileri, dönemin resmi ideolojisini

nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan köylülere taşıyacak ve onları rejimin çıkarları doğrultusunda

dönüştürecek temel unsurlar olarak öğretmenleri görüyordu. Zira öğretmen demek köyde jandarmadan

sonra devleti (dolayısıyla onunla özdeşleşen partiyi) temsil eden en yüce makam sahibi demekti.

Bu yönü ile bu dönemin eğitim yönetim anlayışında öğretmen değerlidir ve öncüdür.

Köy Enstitülerine, ilkokulu bitiren köy çocukları sınavla alınıyorlardı. Kız öğrencilerle karışık

karma bir eğitim-öğretim uygulanıyordu. Bu durum o dönem çok eleştirilmiş halk tarafından çok yadırganmıştır.

Bu çerçevede ders kitapları yeniden ele alınmış, dini yaşam ve anlayışa dayalı tüm bölümler kaldırılmıştır. 

Din Allahla cc  kul arasindaki bir soyut kavramdır. Dünyaya,  dünya işlerine karışmaz.  Din vicdan işidir. 

Yeni hazırlanan ders kitaplarında ‘Hacerül Esved' taşı Frigyalılar devrinden kalma bir efsane,

‘Hicret' ise Mekke'den Medine'ye kaçıştan ibaretti. Ziraat okullarındaki ‘Zootekni' isimli ders kitabında

‘domuz yetiştiriciliği' , fen derslerinde yaratılış yerine Evrim saçmalığı Türk halkına öğretilmişti.

Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı diğer okullardan farklı bir teşkilat yapısına sahip

Köy Enstitüleri'nde öğretmenlere öğretmenliğin ötesinde bir misyon yüklenilmişti.

Bu misyon okulların kurucusu İsmail Hakkı Tonguç'un ifadesiyle;

“Köy hocasının yerine devrimin dinamizmini taşıyan fertler koymaktan ibaretti.

Bu proje başlı başına bir devrim stratejisi ve taktiğiydi.”

Köy Enstitüsü Projesi mimarlarının ana gayesi; “Anadolu halkının hayatından köy imamını çekip almak onun yerine, köy enstitüsü mezununu bir inkılap öncüsü olarak köye yerleştirmekti.”

Din eğitimi o denli azaltılmış ki köylerde çoğu zaman ölüleri gömmek cenaze namazı kıldırmak için bir hoca dahi bulunamaz hale gelmişti.

 Bunun yanında Köy Enstitüleri eğitime pedagojik değişimler yaparak farklı bir yaklaşım getirmişti.

Amerikalıların eğitimdeki etkilerinden birisi olarak sayılabilecek eğitim metodları uygulanmıştır. 

Köy Enstitüsü mezunlarından, bu okullar ve bölge okulları için öğretmen ve müfettiş yetiştirmek ve

enstitülere rehberlik yapmak, köy incelemelerine merkez teşkil etmek üzere, Hasanoğlan

Köy Enstitüsü bünyesinde Yüksek Köy Enstitüsü adıyla 3 yıl süreli bir okul daha açılmıştır.

1943 yılında çıkan resmi programa göre Köy Enstitüleri okullar, ilkokuldan sonra 5 yıl  öğretim

yapmaktadır ve bu süre içinde 114 hafta “kültür” dersleri, 58 hafta “ziraat” ders ve çalışmaları

, 58 hafta da “teknik” ders ve çalışmaları yapılmaktadır. Köylerde uygulamalı eğitim  yapılmıştır.

Yaparak yaşayarak eğitim yapılarak köylerden şehre kaçışın engellenmesine de vesile olmuştur. 

Köy Enstitüleri eğitim programı

aşağıdaki ilkelere dayanmaktaydı.

1.Eğitim, organize öğrenmeyi, araştırmayı öğretmeliydi.

2.Üretim için eğitim yapılmalıydı.

3.Eğitim öğrenci merkezli olmalı,

4.Eğitim sürekli olmalı,

5.Her türlü etkinlik köyü kalkındırma ülküsüne hizmet etmeli,

6.Enstitü eğitimi laik olmalı,

7.Eğitim demokratik olmalı,

Bu okullarda Kültür dersleri (Türkçe, matematik, fizik, tarih, yurttaşlık bilgisi), müzik ve beceri dersleri verilirdi.

Köy enstitülerinin kendisine ait tarlası, bağı, besi hayvanları, arı kovanları ve atölyeleri vardı.

Köy Enstitülerinin en önemli özelliği de derslerin yarısının uygulamalı eğitim şeklinde yapılmasıdır.

Yani hem teorik eğitim hem de uygulamalı eğitim birlikte gerçekleşmektedir. Bu okullardaki öğrenciler bir enstürman çalardı.

Köy Enstitüleri ve John Dewey


John Dewey eğitim alanındaki çalışmaları nedeniyle Türkiye'de ilgiyle izlenen bir bilimciydi.

John Dewey 1924 yılında Türkiye’ye davet edilir. İstanbul, Ankara ve Bursa’da incelemeler yapar.

Geri döndüğünde 30 sayfalık bir rapor yazar maarif sistemimiz hakkında. Köy enstitülerinin bu rapordan faydalanılarak kurulduğuna değinilir. 

John Dewey 1945 yılında ülkemize tekrar geldiğinde Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü inceledikten

sonra söylediği, İngiltere ve Amerika’daki konuşmalarında da aynen tekrarladığı

“Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur.

Tüm Dünyanın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak

yeniden yapılandırması isabet olacaktır” şeklinde batı basınında yayınlanan sözleri tarihe geçmiştir.

ZAMANLA DEĞERİNİ HALK NAZARINDA KAYBETMİŞTİR

Köy Enstitüleri kurulduğu yıllardaki konumunu özelliğini kaybetmiş birçoğu kendiliğinden kapanmaya başlamıştır.

  Zamanla komünist anlayışı yaymakla suçlanan bu okullar, köy ağalarınında karşı çıkması yüzünden

öğrenci bulamaz olmuştur. Köylü ilerki dönemlerde çocuğunu göndermeyerek "dinsiz imansız" diye tarif edilen okulları bir anlamda sessiz protesto etmiştir.

1946 yılında proje ilk olarak Köy Öğretmen Okullarına dönüştürüldü. Sonrasında ise CHP’den

bir grup ayrılıp Demokrat Partiyi kurdu. 1954 yılında ise Demokrat Parti hükümetince bu proje

tamamen sonlandırıldı. Kaldırılmasının gerekçeleri arasında bu okulların komünist bir nesil yetiştirmesi

, toprak ağaları ile enstitü öğretmenleri arasındaki çekişmeler gösterildi.

Tabii proje herkese göre güllük gülistanlık değildi. Bu projeye karşı çıkan Kazım Karabekir gibi çok önemli devlet adamları da vardı.

 Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında açılmış 1946 yılında fiilen,1954 yılında da resmen kapatılmış

ve 6 yıl yaşayabilmiş, 17 bin dolayında öğretmen, birkaç bin sağlık memuru ve eğitmen yetiştirebilmişlerdir.

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2020, 15:17
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER