Eşcinselliği teşvik eden Femi-Faşist Ailesiz Toplum Projesi “İstanbul Sözleşmesi” derhal iptal edilsin!

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin aile yapımıza “dinamit” niteliğinde olduğunu belirten uzmanlar, “Femi-faşist zihniyetle” hazırlanan ve eşcinsel evliliklere yasallık getirmeyi hedefleyen sözleşmenin iptal edilmesi çağrısında bulunuyorlar.

Eşcinselliği teşvik eden Femi-Faşist Ailesiz Toplum Projesi  “İstanbul Sözleşmesi” derhal iptal edilsin!

 6284 Sayılı Kanun kadının kocası hakkındaki şikâyetini "delilsiz, belgesiz" doğru kabul etmektedir. Kanun bu yönüyle hukukun evrensel ilkesi olan "masumiyet karinesini" hiçe saymaktadır. Bunun sonucunda her yıl yaklaşık 120-130 bin baba evinden uzaklaştırılmaktadır. İlginç olan şey, kadın şikâyetinden vazgeçse bile devlet arabulucu bile kabul etmemekte, süreç kamu davasına dönüştürülmektedir. Kadının beyanının esas alınması, pek çok kocanın iftiraya uğramasına da sebep oluyor.

Anayasalar, kanunlar ALLAHIN SÜNNETİNE aykırı olursa zulümlerden kurtulamayız.

15 TEMMUZDA BAŞARAMADIKLARI İŞGALİ AİLEYİ YOK EDEREK YAPACAKLAR

İstanbul Sözleşmesi, 6284 Sayılı Kanun

                Özellikle, "kadın hakları", "çocuk hakları", "insan hakları", "hayvan hakları" "cinsiyet eşitliği" gibi kavramlara dayanan "hukuk" eliyle ülke insanı formatlanmaktadır. Tanzimat ve Islahat Fermanı'yla başlayan "hukuki" metinlerle Türkiye'yi dizayn etme süreci bugün TMK ve TCK'daki değişiklikler, İstanbul Sözleşmesi, 6284 Sayılı Kanun, Hayvanları Koruma Kanunu, Cinsel İstismar Yasa Tasarısı gibi hukuki metinlerle devam ediyor.

Bu kanunlar ve sözleşmeler sonucunda Türkiye'nin geldiği durumu bir kaç maddeyle özetleyebiliriz:

  1. Aile dağıtılıyor. Kadın kocasından, koca çocuğundan ayrıştırılıyor. Kısa bir süre sonra çocuk da annesinden ayrıştırılacaktır. Aile kamu denetimine açıldığı gibi, çocuğun kamulaştırılması da söz konusu olacaktır. 6284 Sayılı Kanun tamamen ailenin yok edilmesi amacına yönelik hazırlanmıştır. 
  2. İnsan ve hayvanın ontolojik olarak eşitlendiği bir düzen kuruluyor.
  3. Cinsellik yaşı düşüyor ve çocuklar LGBT kurumlar tarafından "ayrımcılık yapmama, nefret söylemine karşı bilinçlendirme, toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında bilgilendirme" bahanesiyle eşcinselleştiriliyor.

      Örneğin, 2005'te kurulan Türkiye'nin ilk eşcinsel derneği KAOS GL iki aylık bir dergi de yayınlıyor. 1994'ten beri çıkan derginin Mayıs 2017 sayısı "çocuk" temasına ayrıldı. Ayrıca dernek 2014 yılında "LGBT Çocuklar İçin Ne Yapmalı? LGBT Çocuklar İle Çalışan Öğretmenler İçin Kılavuz Kitabı"’nda;

Çalışmada "Okullarda LGBT Öğrenciler ve Aileleri İle Çalışmada Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar" başlıklı bölüm öğrencileri iki farklı grup altında ele alıyor: "Ergenler" ve "Küçük Yaştaki Çocuklar". Küçük yaştaki LGBT çocukların aileleriyle iletişimde şunlara dikkat edilmesi isteniyor:

    "Öncelikli olarak aileyi doğru bilgilendirmek gerekir. LGBT kişiler ile ilgili bilimsel ve yönlendirici olmayan bilgiler verilmemesine dikkat edilmelidir. Ailenin hemen kabullenmesini beklememek gereklidir. Bu süreç içerisinde aileye sürekli destek verilmelidir. Ailenin şiddet uygulamasını, dışlamasını engelleyici çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmaların, ailenin, çocuğu kabullenmesi ve korumaya başlamasını sağlamaya dönük bir şekilde yürütülmesi gereklidir."

  1. Ülkemizde çocuklar manken olarak kullanılıyor ve çocuk mankenlerin kullanıldığı defileler yapılıyor. Bunun için Mücahit Gültekin'in İstanbul Kids Fashion ve Yapısal İstismarın Görünmez Kılınışı yazısına bakabilirsiniz.
  1. Eşcinsellik, Anayasanın da üstünde yer alan uluslararası sözleşmelerle legal güvence altına alındı. 2011 yılında imzalanan İstanbul Sözleşmesi'nin 4. maddesi bu güvenceyi vermektedir.
  2. 6284 Sayılı Kanun kadının kocası hakkındaki şikâyetini "delilsiz, belgesiz" doğru kabul etmektedir. Kanun bu yönüyle hukukun evrensel ilkesi olan "masumiyet karinesini" hiçe saymaktadır. Bunun sonucunda her yıl yaklaşık 120-130 bin baba evinden uzaklaştırılmaktadır. İlginç olan şey, kadın şikâyetinden vazgeçse bile devlet arabulucu bile kabul etmemekte, süreç kamu davasına dönüştürülmektedir. Kadının beyanının esas alınması, pek çok kocanın iftiraya uğramasına da sebep oluyor.
  3. TCK'da 2004'te yapılan değişikliklerle, TCK'dan "edep", "ahlak", "ırz", "namus" gibi kavramlar çıkarılmış ve asıl önemlisi "evlilik içi tecavüz" kavramı getirilmiştir. Bunun sonucunda genç yaşta evlenen babalar devlet tarafından tecavüz suçuyla tutuklanmakta ve 10-15 yıl gibi cezalara çarptırılmaktadır. Dahası, bu kişiler gerçek tecavüzcülerle aynı koğuşa konulmaktadır. Adalet Bakanlığı'ndan elde edilen bilgilere göre 4 bin kocanın "karısına tecavüz" suçundan hükümlü bulunduğu belirtilmektedir. Bu rakamın çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Bu genç evlilik mağdurlarının 9000 çocuğu yetim!
  4. 1988 yılında yapılan bir değişiklikle "süresiz nafaka" uygulaması getirildi. Buna göre koca eşiyle bir gün bile evli kalsa ömür boyu nafaka ödemek zorunda kalıyor. İnsanlık suçu çocuk haczi zulmü var.D1gqdPYW0AIO5m
  5. 2015 yılında üniversitelerde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dersi zorunlu hale getirildi.
  6. Milli Eğitim Bakanlığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ‘ne uyumlu bir şekilde yeniden yapılandırılmaya başlandı. Ders kitapları elden geçirildi. Milli Eğitim Bakanlığı, 2016 yılında, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Okul Standartları El Kitabı'nı yayınladı.
  7. 2009 yılında Adalet Bakanlığı ile imzalanan protokolle 326 Aile Mahkemesi Hâkimi ve Cumhuriyet Savcısına toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilmiştir.  2010 yılında Diyanet'ten Sorumlu Devlet Bakanlığı ile imzalanan protokolle 17 bin din görevlisine toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilmiş, 100 bin diyanet personeline de bu eğitimin verilmesi planlanmıştır. Bunun dışında 2006 yılında 71 bin polise eğitim verilmiştir.
  8. AB tarafından fonlanan dernekler tarafından Türkiye'nin dört bir yanında yüzbinlerce kişiye toplumsal cinsiyet eşitliği, cinsel yönelim vb. eğitimler verilmiş ve verilmeye devam etmektedir.
  9. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşcinsellik konusunda AK Parti, MHP, CHP ve HDP arasında bir farklılık görünmemektedir. Bu konular, ilginç bir şekilde, Meclis'te hiç tartışma konusu olmamaktadır.

    Türkiye bugün itibariyle Harari'nin deyimiyle "biyolojik hackleme"nin hedefinde olan bir ülke. Daha radikal değişimler için Türkiye'de gerekli olan hukuki yapı ve kültürel temel oluşturuldu, oluşturuluyor.

Türkiye'de kısa süreli ranta konsantre olmuş politik düzey, insanın yeniden biçimlendirildiği bu yeni sürece yataklık yapmaktan başka bir şey yapmıyor.

Meclis'teki partilerin hiç biri, milli ya da manevi değerlere dayanan hiç bir uygulamayı hayata geçirmeye cesaret edemiyor. Bu konuda atılacak en küçük adım, "özgürlük", "homofobi", "ayrımcılık" gibi sopalarla etkisiz hale getiriliyor.

     AK Parti'nin oportünist tutumu, yukarıda saydığımız bütün gelişmelere hem siyasi/hukuki meşruiyet kazandırıyor, hem de dindar muhafaza/kâr kitlenin eleştiri/tepki kabiliyeti öldürülüyor. Önce Aile Platformu’nun Önce Aileyi Koru deklarasyonuna imza verenler olarak acil ve öncelikli taleplerimiz;

Aileyi Yok etme küresel savaşına karşı başta siyasiler ve hemen sonrasında ise, aydınlar, âlimler, STK'lar ve bütün bir millet olarak hepimiz sorumluyuz.

Türkiye için işlemeye devam eden felaket tablosunun durdurulması için güçlü bir iradeye ihtiyaç var. Bunun için takipte olmalıyız. Şöyle özetleyebiliriz:

1.Türkiye AB üyeliği sevdasından vazgeçmelidir. Uyum yasaları adı altında Türkiye halkının Batılı modelde yeniden inşa edilmesi açık bir ihanettir. "AB uyum süreci" temelinde imzalanmış, özellikle insana, topluma kültüre aykırı ve fıtrata aykırı başta toplumsal cinsiyet eşitliği olmak üzere Aileyi yıkan bütün yasalar ve sözleşmeler acilen feshedilmelidir. CEDAW, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı kanun iptal edilmelidir.

2.İnsanlık ayıbı Çocuk Haczi ve süresiz nafaka çözülecek sözünden 200 gün geçti hâlâ zulüm kalkmadı.  EYS Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu suç olmalıdır. Velayet babaya verilmeli olmazsa velayet ortak adil eşit olmalıdır. Nafaka ve mal rejimi kalkmalı veya süreli hale olmalıdır ve hiçbir taraf mağdur edilmemeli.

  1. Üniversitelerdeki ve tüm okullardaki kurslardaki eğitim Batılı kültürel kalıpların dayatmasından kurtulmalıdır. Özellikle sosyal bilimler, bu bağlamda çok ciddi bir filtreden geçirilmelidir. RTÜK, BTK, İçişleri, adalet ve ticaret bakanlıkları vb. kurumlar ahlaksızlık reklamlarına ceza vermelidir.

4.Toplumsal cinsiyet eşitliği, çocuk hakları, hayvan hakları gibi adlar altında yapılanan kurumlar takip altına alınmalı, yurt dışı bağlantıları araştırılmalıdır.

 5.İnsanlık ve aile düşmanı ahlaksız LGBT vb. tüm örgütler acilen kapatılmalıdır. Bu kurumların pedofilik eylemlerle cinayetlerle ilişkileri incelenmelidir.

6.Türkiye'de siyasal partiler, STK'lar cemaatler en azından Batı tahakkümünden kurtulmak gibi ortak bir payda üzerinde hareket etmelidir. İçerideki hiç bir tartışmanın bundan daha hayati olmadığına ilişkin toplumsal bir bilinç var edilmelidir. Bu adımları atarken karşılaşacağımız hiç bir bedelden çekinmemeliyiz. Zira baskılardan vb. cahiliye kanunlarından korkmanın bedeli, benliğini/kimliğini ailesini/vatanını tamamen kaybetmektir ve Batı tarafından hacklenmek olacaktır. Ailesini koruyamayan vatanını nasıl koruyacak... Zulme karşı sessizlik ve üç maymunluk ateştir ve helâk sebebidir.

O Ateş bizi ailemizi, ülkemizi geleceğimizi tüm insanlığı yakar.

Anayasalar, kanunlar ALLAHIN SÜNNETİNE aykırı olursa zulümlerden kurtulamayız.

Boşanmış İnsanlar ve Aile Platformu (BİA Platformu) ve bu alanda faaliyet gösteren diğer sivil toplum örgütleriyle, aydınlar tarafından yapılan çalışmalarda, boşanma sayılarının hızla arttığına dikkat çekiliyor ve bunda “İstanbul Sözleşmesi”nin büyük payı olduğuna vurgu yapılıyor.

Çalışmalarda şu hususların altı çiziliyor:

IMF Gibi!..

1-Türkiye’de her ülkede olduğu gibi kadına şiddet olayları vuku buluyor ama Türkiye’nin kadına şiddetin kol gezdiği bir ülke olarak özellikle etiketlenmesi son derece yanlış bir tutumdur. Türkiye, sözleşmeyi imzalamak suretiyle çok yaygın ve kendi imkanlarıyla başa çıkamadığı bir “kadına şiddet” tablosunu kabullenmiş oluyor. Bu “Ekonomimiz batıyor, IMF gelsin!” demek gibi bir şeydir.

2- Türkiye’deki kadın cinayetleri, Batı ortalamasının çok altındadır. “Kadın cinayeti” olarak etiketlenenlerin büyük bir bölümü, cinsiyetle alakalı değildir, erkeğin de kadının da katledildiği “husumete” dayalı olaylardır çoğu. Batı’da kadına şiddet hadiseleri çok daha fazladır; özellikle gece hayatında katledilen kadınların sayısı çok daha fazladır. 

3- 6284 sayılı kanunun kaynağı bu sözleşmedir, bu sözleşmenin şartlarını yerine getirmek için “aileyi tahrip” eden ve milyonlarca vatan evladının karşı olduğu bir kanun.
Ailedeki Her Tartışmaya Güvenlik Güçlerini Sokmak!

4- Ailedeki her tartışmaya “güvenlik güçlerini” sokarsanız, ailenin parçalanmasına yol açarsanız. Bahanelerle evden atılan ve bu yüzden büyük ruhi bunalımlar içine giren erkeklerin dramı, sadece erkekleri değil, kadınları da yaralamaktadır. Çünkü her erkek, aynı zamanda bir kadının evladıdır. Anaların yüreği yaralıdır.

5-İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanun ile kadına yönelik şiddet azalmamış, aksine artış göstermiştir. Bu artış göz önünde bulundurulduğunda bile, sıfıra inmesi temenni edilen kadına şiddet olayları Batı’dakinden çok daha azdır.

‘Psikolojik Şiddet’in İçeriği Muğlak!

4-Sözleşmede, “psikolojik şiddet”ten de bahsedilmektedir ki bu son derece “muğlak” bir yaklaşımdır. Ne yapıldığında psikolojik şiddet uygulanmış olur. Mesela, bir erkek eşine “Bu kadar açık saçık dolaşmana karşıyım” dediğinde ona karşı psikolojik şiddet mi uygulamış olacaktır?

“Benden İzin Almadan Gitmeyeceksin!” Derse?

5- Yine sözleşmede “Özgürlüğün kısıtlanması” da şiddet kapsamında değerlendirilmiştir. Buradan, erkeğin hanımına “Benden izin almadan bir yere gitmeyeceksin!” demesi de şiddete yorulabilir. Toplumumuzda, kadınların eşlerinin haberlerinin olmadığı yerlere gitmeleri hoş karşılanmaz, değerlerimize aykırıdır. Türkiye’de uzun yıllar boyunca “İthal Kanun”lar tartışılmış, Türk Ceza Kanunu’nun “Faşist Mussolini” zihniyetini yansıtmasından dolayı “bize uygun olmadığı” üzerinde geniş çaplı mutabakat sağlanmış, bundan dolayı birtakım değişikliklere gidilmiştir. Yine, “aile”yi dışlayan “İsviçre Medeni Kanunu”nun ithal edilmesi de eleştirilere sebep olmuştur. İstanbul Sözleşmesi ve 6284’ün de çerçevesi budur, zihniyeti budur.

İstanbul Sözleşmesi Eşcinselliği Teşvik Ediyor!

6-Sözleşmede “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramına yer verilmiş ki, bununla yapılmak istenenin ne olduğu ortadadır. Eşcinsel evliliklerine yasalık kazandırmayı hedefleyen bir tuzak bu…
7- Temel Haklar, Eşitlik ve Ayrımcılık Yapmam” meselesi de çarpık. “Bireylerin cinsiyet, toplumsal cinsiyet… cinsel tercih/yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği… Özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirler başta olmak üzere işbu Sözleşme hükümlerinin Taraflar tarafından uygulanması güvence altına alınmıştır” deniyor. Buradaki bakış açısı, günün birinde “Üçüncü Cinsiyetin” dayatılacağını göstermektedir


8- Bir tanımda, “Kadınları orantısız şekilde etkileyen şiddet”ten bahsediliyor, oran, orantı nasıl kurulacak?.. “Toplumun yüklediği roller”den bahsediliyor ki, burada da “Kadının analık ve ev hanımlığı”na imalar var. Erkek karısından “camları kirli bırakmamasını” istese ve kadın da gidip bununla ilgili şikâyette bulunsa, erkek evden uzaklaştırılabilir…

Eğitime Baskı!

9-Toplumsal cinsiyet eşitliği başlığı altında ortaya konulan bu zihniyet, Eğitimimizi de yakından etkiliyor. Zira, sözleşmenin “Eğitim” bölümünde, “öğretim materyallerine resmi müfredata ve eğitimin her seviyesine eklenmesi için gerekli adımları atar…” ifadesiyle bir yönlendirmede bulunuyor. Milli Eğitim kitaplarından kadın ve erkek rollerine ait bölümlerin çıkartılması ve kamuoyunun tepkisine yol açan “cinsiyet ayrımcılığı”na dayalı etkinlikler bu zorlamanın eseridir. ETCEP projesi bu çerçevededir.

Eşcinsel Örgütlere Mali Destek!

10- Sözleşmede, “Mali Kaynaklar” ifadesinin açılımı şöyledir:

“Taraflar, sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülenler de dahil işbu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddetle mücadele ve şiddeti önlemeye ilişkin bütüncül politikaların, tedbirlerin ve programların uygun biçimde uygulanması için yeterli mali ve beşeri kaynak tahsis eder.”
Bu da “eşcinsel” sivil toplum örgütlerine mali kaynak aktarımını esas almaktadır.

Din Hedef Alınıyor!

11- Genel Yükümlülükler, başlığında, “Taraflar, kadının aşağılığı iddiasına veya kadın erkek için kalıp rollere dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır” ifadesi yer almaktadır. Buradaki muğlak kavramlar ve geleneksel değerlerimizi topyekûn inkâr eden zihniyet dikkat çekmektedir.

“Din, gelenek, örf ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak…” hedefi açık bir şekilde görülmektedir.

Birçok maddesiyle aileye dinamit niteliğindeki İstanbul Sözleşmesi ve bu Sözleşme’ye dayalı 6284’e son verilmeli ve “Yerli ve Milli Ruh”a yaslanan bir “Yasal düzenleme” paketi bir an evvel hayata geçirilmelidir.

Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Alaattin Varol:

“Problem bir an evvel çözülmeli”

değerlendirmelerde bulanan Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Alaattin Varol, 6284 Sayılı Kanunun Aile Yapımızı tehdit ettiğini, “aileye dinamit” niteliğindeki uygulamalar yüzünden pek çok ailenin dağıldığını, çocukların anne ve babalarından mahrum bir şekilde büyümek zorunda kaldığını hatırlatarak, “Aile yapımıza sahip çıkalım. Bunun için de gerekenlerin yapılmasını bekliyoruz. Hukukçular Birliği Vakfı olarak bugüne kadar ailenin korunmasını esas alan kanuni düzenlemeler için her türlü katkıyı verdik, vermeye de devam edeceğiz” dedi. Varol, “Erkeğin sudan sebeplerle evden uzaklaştırılması ve süresiz nafaka” gibi kabul edilemez uygulamaların çözümüne çok büyük ihtiyaç duyulduğunu da sözlerine ekledi.

Türkiye genelinde 957 STK destek veriyor!

1 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan ve 12 Mart 2012'de onaylanarak Türkiye'de yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesinin iptal olması için Türkiye Aile Meclisi tarafından imza kampanyası başlatıldı. Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul şubesindegerçekleştirilen basın toplantısıyla başlatılan imza kampanyasına Türkiye genelinde 957 STK'nın destek verdiği belirtildi.

Türkiye Aile Meclisi adına basın açıklamasını Dünya Çocuk Hakları Derneği Başkanı Adem Çevikokudu.

Türkiye'nin 2011 yılında imzaladığı İstanbul Sözleşmesi ve bu sözleşmenin güdümünde topluma dayatılan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesinin insanlık ve geleceğimize düşmanlık ettiği için reddettiklerini belirten Dünya Çocuk Hakları Derneği Başkanı Adem Çevik, devletin adil hakemliğinde, kadın ve erkeğin işbirliği sağlanarak çözülebilecek bir mesele olan kadına yönelik şiddet meselesinden, yeni bir tür kadın sömürüsü icat edildiğini söyledi.

Çevik, "Kadını ve kadına yönelik şiddeti sömürerek, şiddeti erkeğe, çocuğa, aileye hatta tüm topluma yönelten İstanbul Sözleşmesi, 'kadınlara eşitlik' sloganının altına gizlenip insanın yaratılıştan gelen biyolojik kadınlık ve erkeklik cinsiyetlerini kabul etmiyor. Kurgulanmış lezbiyenlik, gaylik, biseksüellik ve translık gibi ahlaken sapkın eğilimleri, 'Toplumsal Cinsiyet Eşitliği' adı altında meşrulaştıran, bu sapkınlıkları yeni nesillere olumlu bir şeymiş gibi dayatan projeleri, TV programlarını, medya yönlendirmelerini, eğitim faaliyetlerini ret ve protesto ediyoruz." dedi.

"İstanbul Sözleşmesini 'Ailesiz Toplum Projesi' olarak görüyoruz"

"İstanbul Sözleşmesi ve uygulamaları; erkek olmayı, aileyi ve çocuk merkezli beraberliği patolojik, hastalıklı bir hal olarak gören ve erkeğe karşı ayrımcılığın, ayrımcılık olarak değerlendirilmeyeceğini açıkça ilan eden bir sözleşmedir." diyen Çevik, şunları söyledi:

"Bu minvalde İstanbul Sözleşmesi'ni; erkeğe zulmederek kadından uzak durmaya, erkek kadın arasında rekabet ilişkisi yaratarak aile içi huzursuzluğu ve boşanmaları körüklemeye, toplumları sapkın ve çocuksuz ilişki modellerine yönlendirip nihai olarak bir nüfus kontrol mekanizması inşa etmeye çalışan emperyalist bir 'Ailesiz Toplum Projesi' olarak görüyoruz. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi'nin; evlilik, aile kurma, çocuk yapma niyeti ile kadına yaklaşan erkekleri çok ağır cezalara çarptırarak evlilikten uzak durmaya zorlamasını reddediyor ve kınıyoruz." şeklinde konuştu.

6284 sayılı Kanun'un şiddete ve şiddet tehdidine karşı kadının, aile bireylerinin korunması için yasalaştığını fakat uygulamada aileyi zor durumda bırakan bir yasaya dönüştüğünü ifade eden Uluslararası Hukukçular Birliği Genel Başkanı Av. Necati Ceylan ise "Sözlü bir ifadeden dahi delil aranmadan erkeğe 1 ile 6 ay arasında uzaklaşma veriliyor. 6 ay ailesinden uzaklaşan kişi evini çocuklarını göremiyor. Daha sonra da maalesef kadınlara karşı cinayetlerin arttığını görüyoruz." dedi.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği olayının vahim değerler taşıdığını söyleyen Haksöz Dergisi yazarlarından Hamza Türkmen, "Amerika'da 1955 yılında yürürlüğe giren Ginseng Skalası saptırmasına dayanılan, evlilik dışı evliliği meşru gören, erkek erkeğe, kadın kadına ilişkiyi meşru gören ve bunu da süreç içerisinde kanunlaştıran bir süreçtir. Bu süreç AB birliğine yansıyor ve AB değerleri haline geliyor. Bu değerlerin anlayışı daha fazla haz daha fazla refah şeklindedir. Oysa bizim sabitelerimiz var." diye konuştu.

"Aile yıkılırsa toplum çöker"

Toplumun yapı taşı olan aileyi maddenin en küçük hali olan atoma benzeten Türkiye Ulaş-İş Sendikası Başkanı Abdürrahim Barın, "Toplumun temeli ailedir. Aile yıkılırsa toplum çöker. Bu sözleşmenin AB tarafından İstanbul'da yapılması düşünülmelidir. AB'nin Bulgaristan, Rusya, Hırvatistan ve bazı ülkelerin uygulamalarını görür görmez değişiklik yaptıklarını gördük. Maddenin en küçük hali atomdur. Bu kadar küçük olan atom parçalandığı zaman 15 kilotonluk bir bomba Hiroşima ve Nagazaki'deki gibi bir anda 200 bin kişiyi öldürebilecek kadar etkili hale geliyor. Aile de böyledir. Eğer aileyi üzerinde bu yasalarla olduğu şekliyle uygularsak toplumumuz kaçınılmaz olarak çökecektir." dedi.

İLKHA

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER