Kur'an-ı Kerim öğreten KKÖ, İmam,müezzin,Öğretmenler eğitim mi veriyor

Eğitimci konumda olan Kur'an Kursu Öğreticisi, İmam, Müezzin ve Öğretmenlerin çoğunluğu kendini ait olduğu memurluğa kaptırıp ücretinin karşılığı olan parayı alabilme amacıyla içten değil dostlar işte görsün babından görev yaptığını biliyoruz.

Kur'an-ı Kerim öğreten KKÖ, İmam,müezzin,Öğretmenler eğitim mi veriyor

Aşağıda anlatacağımız hikaye çevrenizde duyduğunu alelade hayat hikayelerinden...

Ama herkesin hayatında dönüm noktası oluşturacak türden bir hikaye...


 
Çevremizde başarılı gördüğümüz pek çok insanın başarısının temelinde kendine inanan,

destekleyen, teşvik eden, seven bir eğitimcinin bir yakının olduğu inkar edilemez.

Bir şarkıcının bile gün gelip meşhur olduğunda geriye dönüp bakıldığında tevafüken seslendirdiği

sıradan bir şarkı karşısında gelen tebrik ve teşviklerin kendini zaman içinde yıldız yaptığını kimse inkar edemez.

Her yıl binlerce çocuk cami ve Kur'an Kurslarımızda Diyanet mensuplarının elinden geçiyor.

Lakin bu çocukları bir kaç yıl sonra caminin önünden geçerken bile göremiyorsak burada ciddi bir sıkıntı var demektir. 

Sevgimizi bu işin içine katmıyoruz. Özverili olamıyoruz. Takdir etmeyi bilmiyoruz. Teşvik edemiyoruz.

Gönlünü yapıp İslam'a kazandırdığımız, hayatında bir değişiklik yaptığımız her davranışın cennetin bir anahtarı olacağını hesaba katamıyoruz. 


 
"Belki bu kadar paraya, bu kadar ek derse daha ne yapalım?" itirazları yükselecek. Ama bu işin cilvesi bu...

Hamdolsun güzel bir işimiz var ve devlet hani şu "laik, dinsiz, adaletsiz..." dediğimiz devlet bize diğer memurlarla

aynı haklara sahip ve aynı değerde maaş vererek "İslam'ı anlat! Al senin önüne çocukları da veriyorum.

Bunları istediğin gibi eğit, yönlendir ve senin ahlakınla yetişsinler!" derken şikayetlenirsek gerçekten

bu davaya büyük ihanet ederiz. Çevremizdeki asgari ücretlilere ve çalışma koşullarına da bakmak gerek.

İşsizleri de görmek gerek... Kimbilir bizim beğenmediğimiz bu görevi yapmak isteyen milyonlar vardır geride...

Müftü çalışmamızı görmeyebilir. Cemaat görmeyebilir. Arkadaşlar görmeyebilir.

Önemli olan herşeyi gözetlemekte olan Rabbimizin görmesi değil mi?

Haydi Diyanet'in özverili çalışanları...

Türkiye ve kurumun içine düştüğü bu hazin durum toplumun çöküşünden başka bir şey değil.

Daha kötü günlere kanat açmadan düşüşe son vermenin yolu toplumun ıslahından geçiyor.

Bu günden itibaren kolları sıvayıp toplumu değştirmeye başlamamız gerekiyor.

Bir çocukla mı demeden gönlümüzü o çocuklara açarak geleceğe hazırlama gayretiyle küreklere asılalım.

Unutmayalım ki bize Kur'an okumak için verilen o çocuklar Allah'tan bize gelen bir imtihan vesilesi. 


 
Gerçekten Peygamberi içtenlik ile o çocuklara gereken önemi veriyor muyuz?

Mesele şu, "Doğru şey üzerinde çalışıyor olmak, muhtemelen çok çalışmaktan daha önemlidir."

Bakın, az bir değer vermekle yeteneklerini günyüzüne çıkarıp uçuşa geçen bir çocuğun hayatını hep birlikte okuyalım:

Okulun ilk gününde 5. sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi.

Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi.

Ancak bu imkânsızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.

Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa’yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını,

elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak

Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Mediha onun kâğıtlarını

büyük bir kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x ) yapmaktan ve kâğıdın üstüne

büyük F (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

Bayan Mediha’nın okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve

Mustafa’nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı.

Mustafa’nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli?

İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül

bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki yaşamı mücadele içinde geçiyor.

Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

Mustafa’nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor,

ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu etkileyecek.

Mustafa’nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:

"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor.

Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı ve kendinden utandı. Öğrencileri ona güzel

kurdelelerle ve parlak kâğıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa’nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti.

Mustafa’nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı.

Bayan Mediha onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Mediha pakette taşlarından

bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan

bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi.

Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı.

Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz. Çocuklar gittikten sonra, Bayan Mediha en az bir saat ağladı.

O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları


eğitmeye başladı. Bayan Mediha, Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken,

zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu.

Yılın sonuna kadar Mustafa sınıfta ki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini


söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi. Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında

Mustafa’dan bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini

ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı.

Yine Bayan Mediha’nın tüm yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl


daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu.

Mektup onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu.

Mektup söyle imzalanmıştı,

Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru)

Öykü burada bitmiyor.

Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var.

Mustafa bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce

vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan Mediha’nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu?

Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa’nın annesinin süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha’nın kulağına şöyle fısıldadı,

"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.

Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi,

Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".


Dememiz o ki; Birinin Hayatında Bir Fark Oluşturmaya Çalışın. Bir kişi ne olacak ki demeyin bir kişinin neler yapacağını tahmin edemezsiniz.

dinihaber

Güncelleme Tarihi: 02 Temmuz 2019, 21:07
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER