AYASOFYA CAMİİ ! Kim Cami Yaptı , Kim Müze Yaptı , Kim Tekrar Cami Yapacak ?

Ayasofya'yı ibadete kimler, neden kapattı? Şimdi neden açılmıyor?

AYASOFYA CAMİİ ! Kim Cami Yaptı , Kim Müze Yaptı , Kim Tekrar Cami Yapacak ?

1934 yılında müzeye dönüştürüldü. 8 Ağustos 1980'de Ayasofya Camii'ne bağlı Sultan Abdülmecid Mescidi ibadete açıldı.

Bir ay geçmeden 12 Eylül 1980 askeri darbesi oldu ve darbeciler 'tamir' gerekçesiyle ibadete kapattılar.

Bir daha da ne Özal ne de ondan sonra gelenler açmaya cesaret edemedi.


 1980'de Ayasofya'nın küçük bir bölümünün kısa bir müddet açılışına şahit olanlardan  Paşalıoğlu, o günleri anlattı.


"Ayasofya'da artık namaz kılınmıyor." ..

. Bu haberde Abdülmecid Mescidinin ilk kez açıldığı ve iki ay sonra tamir gerekçesi ile tekrar ibadete kapatıldığı yazılı...


12 EYLÜL DARBECİLERİNİN İLK İCRAATI AYASOFYA'YI KAPATMAK OLDU


1982 tarihli  şu kısım dikkat çekici "Ayasofya Camii'ne bağlı

Sultan Abdülmecid Mescidi 8 Ağustos 1980 günü ibadete açılmıştı. Açılışından

3 ay sonra yani Kasım 1980'de 'tamir' gerekçesiyle ibadete kapatıldı.


Başlangıçta cami içine ve dışına derme çatma bir iskele konarak mescit tamir ediliyor intibaı verildi.

Ancak çok geçmeden ortada ne iskele ne de usta kaldı.


"Kasım 1980'den 1982'ye kadar yaklaşık iki yıl geçmiş durumda.

Bugün Sultan Abdülmecid Mescidi derin bir sessizliğe gömülmüş hâlde.

Kapısındaki 'Onarım Sebebiyle Kapalıdır' levhası kaldırılmış.

Camiye tamir süsü verilen tahta iskeleler ortada yok. Tarihî halılar rastgele yığılmış, mescidin içi mezbeleden farksız."


KİMSE AÇMAYA CESARET EDEMEDİ


Bu satırlardan sonra aradan yıllar geçmesine rağmen, hiçbir gelişme olmadığını görmek üzücü. Ayasofya, yıllardır ibadete kapalı. "Sultan Abdülmecid Mescidi" olarak tabir edilen "Hünkâr Mahfili" bölümü ise turistlerin akınına uğramış durumda...
O döneme şahit olanlardan Paşalıoğlu açılış günü yaşananları şöyle anlatıyor:
"Ayasofya'nın açılmasını hayatım boyunca çok istemiştim. Hattâ her namazda Ayasofya'da namaz kılabilmek için duâ ederdim. 1980'de şimdi hatırlayamadığım bir vesile ile İstanbul'a gittim.
Ayasofya'nın içindeki küçük bir bölüm olan Sultan Abdülmecid Mescidinin ibadete açılacağını öğrendiğimde dünyalar benim oldu. Hemen Ayasofya'ya gittim, benim gibi heyecanlı kalabalık bir cemaat vardı.


AÇILIŞINDA BAKAN VE MİLLETVEKİLLERİ VARDI


Açılışın yapılacağı gün, öğle namazında dönemin Kültür Bakanı Tevfik Koraltan, Millî Eğitim Bakanı Orhan Cemal Fersoy, Milletvekili Osman Demirci, müsteşarlar, müşavirler, memurlar Ayasofya'da idi. Hep birlikte namaz kıldık, duâ yaptık, açılışını yaptık. İslâmiyet'in bütün âleme yayılmasını burada hissettik...Cenâb-ı Hak bana bunu lütfetti.
Daha sonra öğrendik ki o gün huşu ile büyük bir sevinçle namaz kıldığımız Ayasofya, kısa bir süre sonra ibadete kapatılmış. 'Geçici olarak kapalıdır' tabelâsı oraya ne zaman konuldu bilmiyorum. Çok geçmeden açılır dedik, 33 sene geçmesine rağmen daha açılamadı.
Hâlbuki Bediüzzaman Ayasofya'nın açılması üzerinde çokça durmuş, Demokratlara da hep bunu hatırlatmıştır. Ayasofya bir şifre gibidir. Ayasofya'nın açılmasından sonra İslâmiyet parlayacak,

daha çok kuvvet kazanacak, deccaliyet bitecektir. Yeniden açılmasını sabırsızlıkla bekliyoruz."


4 MİNARESİNDEN EZAN OKUNDUĞUNDA HERKES AĞLADI


1982 tarihli Yeni Asya'da Bünyamin Ateş, Ayasofya'nın ibadete açıldığı günü şöyle tasvir ediyor: "

... Vakit gelip Ayasofya Camii'nin dört minaresinin dördüne de çıkan yanık sesli müezzinlerin okudukları selâ ve ezan karşısında gözyaşlarını tutamayıp ağlayanların haddi hesabı yoktu.
Şükür secdesi yapanlar, ellerini açıp duâ edenler, hayli yekûn teşkil ediyordu... Müjdeli haber kısa zamanda bütün Türkiye'ye ulaşmış ve işitenlerde büyük bir sevinç ve ferah uyandırmıştı. Anadolu'da İstanbul'a gidenlere 'Ayasofya'da namaz kıldın mı?' diye sorulmaya başlanmıştı... Hem Müslümanların kalbi sürurla dolmuş hem de turistlere yeni bir ziyaret mahalli ilâve edilmiş olunuyordu."
Aynı duyguları bugün de yaşamayı temenni ediyoruz. Ayasofya'nın bir an evvel ibadete açılıp, cemaatine kavuştuğu günleri görmek istiyoruz.
Ayasofya'nın önemini anlayabilmek için tarihine kısaca göz atalım...


AYASOFYA ADI NEREDEN GELİYOR


Ayasofya adı nereden geliyor?
Bilindiği gibi Ayasofya Bizans İmparatoru I. Jüstinyen tarafından MS 532 - 537 yılları arasında İstanbul'un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa edildi.
Adındaki "sofya" sözcüğü herhangi bir kimsenin adı olmayıp, eski Yunanca'da "bilgelik" anlamındaki "sophos" sözcüğünden gelir. Dolayısıyla "aya sofya" adı "kutsal bilgelik" ya da "ilâhî bilgelik" anlamına gelmektedir.
Ayasofya, 1453 yılında İstanbul'un birlikte Fatih Sultan Mehmed tarafından camiye dönüştürülmüş ve adı "Fethiye Camii" olarak değiştirilmiştir.
AYASOFYA NASIL CAMİ OLDU
Fatih İstanbul'u 27 Mayıs 1453'te fethetti. Osmanlı âdetine göre bir şehir fethedilince, fethi gerçekleştiren hünkâr veya kumandan ancak Cuma günü şehre girer o zamana kadar mahallin cami hâline çevrilen en büyük kilisesinde Cuma namazı eda ederdi.
Fatih Sultan Mehmed de 30 Mayıs Cuma günü şehre girdi. Ayasofya'nın belli bir bölümü namaz kılınacak hâle getirilmiş, geçici bir mihrap konulmuştu. Akşemseddin Hazretleriyle birlikte Fatih Sultan Mehmed, Cuma namazını eda ettiler. O günden sonra Ayasofya kilisesi artık Ayasofya Camii'ne dönüşmüştü.
İNSAN FİGÜRLERİ ZARAR GÖRMEYECEK BİÇİMDE KAPATILDI
Ayasofya camiye dönüştürüldükten sonra Fatih Sultan Mehmed'in gösterdiği hoşgörüyle mozaiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiştir. Eserlerin üzerini namaza zarar vermeyecek şekilde sıvayla kapatılmış, namaza zarar vermeyenleri olduğu gibi bırakılmıştır.
19. Yüzyıl'a kadar, gerek caminin ibadethane kısmına, gerek binanın diğer bölümlerine, avlusuna, bahçesine, Türk mimarî eserleri eklenmiş, bina tamamen bir san'at abidesi hâline getirilmiştir.
Bu süre zarfında Bizans'tan kalma mozaik tablolar korunmuş, hattâ bazılarının, zelzeleler yüzünden dökülmüş olan kısımları boyalarla tamamlanmıştır.
TAMİRİ İÇİN İTALYA'DAN MİMAR GETİRİLDİ
Takvimler 1847'yi gösterince Sultan Abdülmecid, İtalya'dan getirttiği mimar Fossati'ye esaslı bir tamir yaptırmıştır. Fossati tarafından yapılan tamirlerde kapatılan mozaiklerin bir kısmı da ortaya çıkarılmıştır.
Fossati, hem Ayasofya'nın hem de o devir İstanbul'unun, âdeta fotoğrafla çekilmiş gibi, renkli gravürlerini yapmıştır. Bu gravürler Ayasofya'nın ibadethane kısmının, aynen bugünkü gibi olduğunu ispatlar.
FETHİYE CAMİİ'NDEN AYASOFYA MÜZESİNE
Ziyad Ebüzziya 1987'de İslâm Mecmuası Dergisi'nde Ayasofya'nın tarihini şöyle anlatıyor:
Yıl 1931 Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan Bizans enstitüsü namına, Thomas Wittemore, caminin mozaiklerini temizlemek ve tamir etmek müsaadesini istedi. İzin verildi. 1932'de mozaik uzmanları işe koyuldu.
1934 ortalarında Maarif Vekâletine, Abidin Özmen getirilmişti. (09.07.1934). Vekil İstanbul'a gelmiş, teftişleri sırasında Ayasofya'yı da gezmiş, çalışmalar ve mozaikleri incelemiş, caminin mabet dışındaki kısımlarının perişanlığını görmüş ve bu yerlerin ihya edilip bir müze hâlinde halka açılmasının faydalı olacağını düşünerek fikrini Atatürk'e açmıştır.
Atatürk, konunun bir uzman heyetçe incelenmesini emretmiş, Abidin Özmen, İstanbul Müzeleri Müdürü Aziz Ogan başkanlığında sekiz dokuz kişilik bir komisyon kurup konuyu havale etmişti.
SADECE ALMAN PROFESÖR CAMİDEN MÜZEYE DÖNÜŞMESİNİ İSTEMEDİ
Heyette Tahsin Öz, Efdalettin Bey, Prof. Osman Ferid, Alman Prof. Erckhard-Ungar gibi uzman isimler vardır.
Komisyon Ekim sonunda raporunu takdim etmiştir. Tavsiyeler şunlardır:
1- Müze olması için Wittemore'un çalışmaları bitmelidir.
2- Bu arada dış kısımlar, kapı ve pencereler tamir edilmeli, son cemaat mahalli teşhir edilecek hâle getirilmelidir.
3- Binayı ihata etmiş kahve, sundurma, köhne ahşap bina, dükkân, kulübeler yıkılmalıdır.
4- Camiye bitişik "Kimsesizler Yurdu" yıkılmalıdır.
5- Avlu tanzim edilerek açık müze yapılmalıdır.
6- Caminin ibadet kısmı ibadete kapatılmalı, buraya Bizans eserleri konularak Bizans müzesi yapılmalıdır.
7- Ayasofya'nın asırlarca Osmanlı eseri hâline getirilmiş olduğu da göz önüne alınarak, caminin uygun bir yerinde Türk eserleri de teşhir edilmelidir.
İslâm âleminin göz bebeği bu caminin, ibadethane kısmının da ibadete kapatılarak buranın da müze olması, hem de Bizans eserleri müzesi olması fikrini ortaya atan işte bu insanlardır!
Bu komisyonda bulunan sadece bir tek kişi bu fikre itiraz etmiş ve "ibadet kısmının aynen ibadete açık kalması gerektiğinde" ısrar etmiş ve muhalefet şerhi koymuştur.
Bu anlayışı gösteren, ne hazindir ki, Alman Profesör Erckhard Ungar'dır!
FATİH'İN YAPTIĞI MEDRESE YIKILDI
1935 başlarında Ayasofya'nın ibadet kısmı "geçici" olarak ibadete kapatıldı. Komisyon kararıyla sonradan kimsesizler yurdu olarak kullanılan Fatih'in İstanbul'da yaptığı ilk medrese yıkıldı.
İçinde nice tarih barındıran Fatih'in İstanbul'a yaptığı ilk medresenin yıkılmasını Ayasofya Müzesi Başkanı Haluk Dursun "Derin Tarih" isimli dergiye verdiği röportajda şöyle yorumluyor:
Bir tarihçi olarak o dönemi (Ayasofya'nın ibadete kapatılması) bir cinnet ve boşluk dönemi olarak görüyorum. Bir inkıta bir kesilme ve kırılma dönemi. Yani aklın ve muhakemenin ortadan kalktığı bir dönem.
O dönemi yargılamak, değerlendirmek bile doğru değil. O dönemde Ayasofya'nın müzeleştirilmesinde dışarıdan bazı enstitülerin çok büyük tesiri var.
Yani enstitülerin bağlı bulunduğu devletler...
Onlar Ayasofya'nın Bizantik yönünü ön plana çıkartmak ve İslâmî yönünü görmezden gelmek üzere eğitilmişlerdi. Dolayısıyla o dönemde medrese yıkılınca yerine başka bir şey konulmadı, bir kalıntı olarak kaldı..."
FATİH KAPATACAK OLANLARA BEDDUA ETTİ
Oysa ki Fatih Sultan Mehmed, miras bıraktığı eserlerin korunması hususunda Ayasofya için vakfiye yazdırmıştır. Arapça olarak kaleme alınan vakfiye, Ayasofya'ya ve etrafındaki yapılara sahip çıkılması gerektiğini sert bir dille şöyle anlatır:
"...Kim ki bâtıl gerekçelerle bu vakfın şartlarından birini değiştirirse ve iptali için gayret gösterirse, vakfın ortadan kalkmasına veya maksat ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kastederse Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerlerine olsun. Ebediyen Cehennem'de kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyen merhamet olunmasın."
İBADETE AÇILMASI MÜZE OLMASINI ENGELLEMEZ
İslâm âleminin gözbebeği olan Ayasofya'nın ibadete açık olması, diğer dinlere mensup ziyaretçileri engellemez. Ayasofya cami olarak kullanıldığında sabahtan yatsı namazına kadar günün her anı ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.
Bunun en güzel örneğini geçtiğimiz yıllarda ibadete açılan İznik Ayasofya'sında görebiliyoruz. 91 yıllık bir aradan sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün onayıyla yeniden ibadete açılan İznik Ayasofya Camii'ne, Bursa Müftülüğünce imam ataması yapıldı. İznik Ayasofya'da artık hem ibadet ediliyor hem de ziyaretçiler ağırlanıyor. Darısı İstanbul Ayasofya Camii'nin başına...

 3 Şubat 1932 gecesi Ayasofya Camii tarihî günlerinden birini yaşamıştı. Kadir Gecesi için 40 bin kişinin doldurduğu caminin balkonlarında davetli sefirler oturuyordu. 40 ünlü hafızın okuduğu Türkçe ezan, Türkçe kamet, Türkçe Kur’an o gece görücüye çıkmıştı. Radyo geceyi bütün ülkeye canlı yayınladı. Atatürk’ün talimatıyla gerçekleşen Ayasofya’daki Kadir Gecesi ertesi günkü gazetelerin manşetlerindeydi. 4 yıl sonra başka bir şubat günü Ayasofya’nın müzeye çevrileceği söylense o gün kimse inanmazdı. Nasıl olduğunu anlamak için hikâyenin en başına gitmemiz gerekiyor…
Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Tokatlıyan Pasajı bir zamanların ünlü Tokatlıyan Oteli’ydi. 12 Haziran 1929 akşamı, akşam yemeği için 8 zengin ve ünlü Amerikalı bu otelde buluştu. Ayasofya’nın “kaderini değiştirecek” Bizans Enstitüsü o akşam bu otelde kuruldu. O akşam yemekteki Amerikalılardan biri 10 yıl önce de başka bir görev için İstanbul’a gelmişti.
Charles R. Crane Amerikalı zengin bir iş adamıydı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından toplanan Paris Konferansı sonrası ABD başkanı Wilson’un talimatıyla kurulan komisyonun üyesi olarak Osmanlı coğrafyasını dolaşmıştı.
Görevi; Osmanlı devletinde Amerikan mandasının koşullarını araştırmaktı.
İstanbul’da siyasi, bürokratik, askerî ve entelektüel çevrelerle görüşmeler yapmış, Sivas Kongresi’ne delege (ya da gözlemci) olarak davet edilmiş, yerine gönderdiği Amerikalı gazeteci Mustafa Kemal Paşa’yla 3 saatlik bir görüşme gerçekleştirmişti.

Ülkesine döndüğünde verdiği raporunda şöyle yazmıştı:
“Türk halkının büyük çoğunluğu mandayı istiyor ve Amerikan mandasını tercih edecektir. İstanbul artık Türkiye’nin başkenti olamaz.. Dünya barışı için şehir uluslararası bir güç tarafından yönetilmelidir…”
Bizans Enstitüsü’nün esas kurucusu ve fikir babası ise 58 yaşındaki Thomas Whittemore’du.
Bütün insanlığın hidayete ereceğini savunan Universalist kilisesinin öncülerinden büyükbabasının adını taşıyan Whittemore, Bostonlu varlıklı aileden geliyordu. Büyükbabasının kurucularından olduğu Tufts Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı okumuş, “Harvard’da sanat tarihi üzerine eğitimine devam etmiş,  İngiliz edebiyatı hocası olarak dersler vermişti.
Dindar, eşcinsel ve vejetaryendi. Boynuna doladığı büyük atkıları, şapkaları ve Bostonlu Yankee aksanı ile dikkat çekiyordu. Amerikalı zenginlerden, Rus prenslerine kadar geniş bir çevreye sahipti. Yakın arkadaşları arasında bir portresini de yapan Ressam Henry Matisse, edebiyat eleştirmeni Gertrude Stein da vardı.
Whittemore bu çevresini Birinci Dünya Savaşı yılları sırasında Rusya’daki Bolşevik Devrimi’nden kaçan mültecilere yardım için seferber etmiş, kurduğu yardım teşkilatıyla yolu Rus mültecilerin sığındığı İstanbul’a düşmüştü.

Bizans sanatına merakı o yıllarda başladı. Mısır ve Bulgaristan’da arkeolojik kazılara katılmıştı ama ancak amatör düzeyde bir arkeolog sayılırdı.
Dünya ekonomisi 29 Krizi’ne doğru gidiyordu. Thomas Whittemore’un Amerikalı zenginlerden İstanbul’daki Bizans eserlerini kurtarmak için para toplayarak Bizans Enstitüsü’nü kurması büyük bir başarıydı. Daha büyük başarı ise enstitünün 2 yıl sonra Ayasofya’daki üzeri sıvayla kapatılmış Bizans mozaiklerini ortaya çıkarmak için Ankara’dan almayı başardığı izin olacaktı.
Thomas Whittemore’a Ayasofya Camisi’nin sıvaları altında kalan mozaikleri ortaya çıkarması için 7 Haziran 1931 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıyla izin verildi. Kararın altında Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal ve Başvekil İsmet İnönü’nün imzaları vardı.
Thomas Whittemore’un bu izni nasıl aldığının cevabı ise Bizans Enstitüsü’nün tüm arşivinin yer aldığı Washington’daki Dumbarton Oaks Kütüphanesi’nin online arşivinde yer alıyor.
1950 tarihinde Enstitünün başkanı tarafından ABD Dışişleri Bakanlığı’na yazılan bir yazıda 1931 yılında Ayasofya izninin dönemin ABD Ankara büyükelçisi Joseph C. Grew sayesinde alındığı anlatılıyor.
1927-32 yılları arasında ABD’nin ilk Türkiye büyükelçisi olan Grew, 1919’da  Paris Konferansı’nda ve ardından 1923’de Lozan Barış Konferansında ABD heyetinin başındaki isimdi. 1925 yılında Mustafa Kemal’le kameraların karşısına geçip Amerikan halkına Yeni Türkiye’yi anlatmışlardı. 
Thomas Whittemore ve ekibi çalışmalarına aylar sonra başlayabildi. Birinci yıl, caminin dışındaki koridorlarda bulunan mozaikler ortaya çıkarıldı. Cami hâlâ ibadete açıktı. Sıra esas meseleye gelmişti. Peki caminin içindeki resimli mozaikler nasıl  ortaya çıkarılacaktı?

Atatürk, Marmara Köşkü'nde Thomas Whittemore ile görüşüyor. (8 Temmuz 1932)

Tam bu sırada Thomas Whittemore Ankara’dan bir davet aldı. Atatürk Whittemore’u Birinci Tarih Kongresine davet ediyordu.
Whittemore’u Ankara garında bir yıl sonra eğitim için gideceği İngiltere’den dönerken Fransa’da bir rivayete göre trenden düşerek bir rivayete göre trenden atlayarak hayatını kaybedecek Atatürk’ün manevi kızı Zehra karşıladı.
Birlikte geçtikleri Marmara Köşkü’ndeki davette ise onu Atatürk bekliyordu.
Ve 25 Ağustos 1934.
Eğitim Bakanı Abidin Özmen aldığı bir emri Başbakanlığa bildiren bir yazı yazdı....
“Aldığım büyük şifahi emir üzerine Ayasofya Camii’nin müze haline konması için icap eden tetkikata başlanması hakkında verilen emrin bir suretini arz eylerim efendim.” Hemen bir komisyon oluşturuldu. Yapılacaklar listesi iki gün sonra hazırdı.

O şifahi emrin nerede ve kim tarafından verildiğini yaşayan en büyük Bizantologlardan biri kabul edilen Prof. Dr. Semavi Eyice’den öğrenelim:
“Muzaffer Ramazanoğlu’nun Ayasofya Müdürü olduğu zamanda bir tane Ayasofya Hatıra Defteri diye kocaman bir defter yapıldı. Bu defterin birinci sayfasına da ilk hatırayı Atatürk zamanında Milli Eğitim Bakanı olan zat el yazısıyla yazdı. Diyor ki orada: Atatürk bir akşam sofrasında yanındakilere ‘Ayasofya’yı müzeleştirsek ne dersiniz’ diye sordu. Malum yanındaki zevat, şak şak şak alkış, oldu da bitti maşallah. Diyor ki: ‘Ertesi gün Atatürk’ün arzusu bu merkezde diyerek Vakıflar İdaresine Milli Eğitim’den ilk yazıyı yazdık. Ayasofya’yı derhal cami teşkilatından çıkarıp, müzelere derhal teslim edin’ diye.  Ben noktası virgülüne kadar bu defterin kopyasını aldım o zaman. Şimdi bu defter kayıp, bulamıyorlar...”

Atatürk’ün talimatıyla gerçekleşen Ayasofya’daki Kadir Gecesi ertesi günkü gazetelerin manşetlerindeydi. 4 yıl sonra başka bir şubat günü Ayasofya’nın müzeye çevrileceği söylense o gün kimse inanmazdı. 


Sultanahmet de kütüphaneye çevrilecekti
O günkü gazetelere göre sadece Ayasofya müze olmayacaktı. Sultanahmet’in de bir kütüphaneye çevrilmesine karar verilmişti.
“7 Eylül 1934 günkü Cumhuriyet gazetesindeki haberde şöyle deniyordu: Ankara’dan akşam gazetelerine bildirildiğine göre Sultanahmet Camisinin kütüphane olmasına karar verilmiştir. Buraya şehirdeki diğer kütüphanelerde mevcut kitaplar nakledilecek ve millî bir kütüphane meydana getirilecektir...”
24 Kasım 1935 günü altında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü’nün imzalarının olduğu Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya müzeye çevrildi.
Kararname şöyle başlıyordu:
“Eşsiz bir mimarlık sanat abidesi olan İstanbul’daki Ayasofya Camisi’nin tarihî vaziyeti itibarıyla müzeye çevrilmesi bütün Şark âlemini sevindireceği, insanlığa yeni bir ilim müessesesi kazandıracağı cihetle bunun müzeye çevrilmesi...”
10 Aralık 1935 günü Ayasofya’nın dış parmaklıklarına da bir levha asıldı:
Müze tamir ve tasnif sonuna kadar kapalıdır...
Hazırlıklar için kapanan Ayasofya Camii, müze olarak ise iki ay sonra açıldı. 1 Şubat 1935 günü ilk gün Ayasofya Müzesi’ni 463 yerli, 370 yabancı ziyaretçi gezdi.  Bir kaç gün sonra müzeye haber vermeden gelen çok önemli bir ziyaretçi ise herkesi telaşlandırmıştı.
Ayasofya’nın müze olarak açılmasından 20 gün önce 12 Ocak 1934 günü Yunanistan Başbakan’ı Venizelos Nobel Komitesine bir mektup yazarak Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti.
Ayasofya’nın müze olarak açılmasından 8 gün sonra da Atina’da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, ve Romanya arasında Balkan Paktı imzalandı.
Thomas Whittemore, savaş yılları dışında çalışmalarına aralıksız devam etti. Ayasofya’dan sonra Kariye’deki mozaikleri de ortaya çıkardı.
Bir yıl sonra İstanbul’a gelen İngiliz Kral Edward VIII ve uğruna tahtı bıraktığı sevgilisi Wallis Simpson’u müzede bizzat o gezdirmişti. Whittemore’un özel davetlisi olarak Ayasofya’yı müze olarak gezmek için gelenler arasında yakın arkadaşları John D. Rockefeller Jr ve Henry Matisse de vardı. 1946 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Whittemore’a çalışmaları için bir tebrik mektubu yazmıştı.
1940’ların sonunda hava değişmiş, Whittemore’un çalışmaları durdurulmuş, bilinmeyen bir sebeple ülkesine dönmek zorunda kalmıştı. Thomas Whittemore, 1950 yılında Washington’da Dışişleri Bakanlığı koridorlarında geçirdiği kalp krizi sonucu öldüğünde 79 yaşındaydı.  O gün bakanlığa iki yıl sonra Dışişleri Bakanı olacak John Foster Dulles ve CIA’nin ilk sivil şefi olan kardeşi Alan Dulles’u ziyaret etmek için gelmişti. Ziyaretten sonra yeniden İstanbul’a dönmeyi planlıyordu. Koridorda yere düştüğünde elinde Ayasofya’da ortaya çıkardığı mozaiklerin fotoğraf albümü vardı.
Onun ilk kazıları yaptığı Ayasofya ise 81 yıldır müze. 921 yıl kilise ve son 482 yıldır da İstanbul’un en eski ve en görkemli camisi olduktan sonra...
Ayasofya’nın bundan sonra ne olacağı sık sık tartışılıyor. Ayasofya’nın müze olmasını Cumhuriyetin evrenselci, ilerici bir kararı olarak görenler var.
Ama herhalde 482 yıl boyunca İstanbul’un dinî hayatının kalbi olmuş bir caminin kimseye sormadan, bir sofrada alınan kararla, hem de tuhaf ve ilginç bağlantıları olan bir Amerikalının eliyle müzeye çevrilmesini 2016 yılı itibarıyla ilerici, evrensel, demokratik bulacak çıkmaz..
Nasıl kapatıldığını bilmeden, neden ısrarla cami olarak açılmak isteniyor sorusuna cevap bulmak da zor...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER